Kitaplarımla ilgili açıklama

Sessiz Sözler ve Ayn'ım adlı roman türünde iki kitabım var. Sessiz Sözler ilk kitabımdı. 2010 yılında 1000 adet gibi çok az sayıda basıldı. Yazarların ilk kitapları az sayıda basılıyor ve yayıncılar hiç bir risk almadan kitabın basım parasını yazarından talep ediyorlar. Üstelik dağıtım işini üstlendikleri için bir de kar istiyorlar. Yani kitabın basım ücretine hiç bir katkıları olmadığı gibi, bir de kitaptan kar yapmak istiyorlar. Ne yazık ki Türkiye'de yazar olmak ve bilgi paylaşmak böyle bir talihsizlik. Eğer birilerinin hesabına ve çıkarına çalışmıyor ve düşüncelerinizi özgürce yazıyorsanız, hiç kimse sizin için finansal bir risk almıyor. Maalesef bu ülkede kitaplarınızı kendiniz bastırmak zorundasınız. Sadece ben değil, çok değerli bilim adamları ve tarihçilerin kendi kitaplarını kendi paralarıyla bastırdıklarını öğrendiğimde çok şaşırıp üzülmüştüm.

Sessiz Sözler'in sayfa sayısı 720 gibi bir rakam olunca, 1000 adet kitabın ilk baskısının mali yükünü karşılarken dahi çok zorlanmıştım. İkinci ve daha çok sayıda baskıya ne benim gücüm yetti, ne de yayıncı böyle risk almaya yanaştı. Fakat roman çok beğenildi ve o ilk baskı çok kısa sürede tükendi. Zaten bir kısmını Ramazan ayında hediye etmiştim, kalanı da basım ücreti değerinin dahi altında bir ücrete satıldı. O parayla da yardıma muhtaç bir kız çocuğunun okul masraflarına katkıda bulundum ve elime o ilk baskıdan hiç para kalmadı. Bırakın karı, baskı parasından dahi beş kuruş geri dönmedi. Yayıncım ise başlangıçta ilk baskı tükenir ve beğenilirse, 2. baskıyı üstleneceğini söylüyordu. Ancak aşağıda açıklayacağım sebeplerle 2. basıma yanaşmadı. Hatta ilk baskının dağıtımını ve satışını bile doğru dürüst yapmadı.

Sonradan birkaç yayımcıyla daha görüştüm, istedikleri baskı ücreti beni aşıyordu. Neredeyse bir yıllık gelirim kadar ücret istiyorlardı. O sebeple bir miktar birikim yapmayı bekledim.

Bu esnada Ayn'ım adlı romanımı da ilk olarak internette bölümler halinde elektronik roman olarak yayımladım. O da çok beğeni aldı. Kitapları bastırmak için bir miktar birikimim de oluşunca ikisini birden baskıya hazırladım. Sessiz Sözler'e 2. baskı, Ayn'ım'a da 1. baskı olacaktı. Fakat çok büyük aksilikler yaşandı. Bu aksilikleri tüm okurlarımla ayrıntılı paylaşmak istiyorum. Artık bazı şeyler bilinmeli ! Yazı hayatım, başından itibaren çok çileli bir süreçti. Bunu tüm okurlarımla paylaşmak istiyorum.

Sessiz Sözler'in ilk baskısını yapan yayımcı, kitabın yayımlanmasından pek de hoşnut olmayan çevrelerce etki altında bırakıldı ve daha basılmasının üzerinde 2 ay geçmeden dağıtımını yaptığı az sayıda kitaptan geri kalanı gelip yayınevinden almamı istedi. Buna çok içerlemiş ve bozulmuştum açıkçası. Neden baskıların bana iade edildiğini sorduğumda gösterdiği mazerete hayret ettim. Açıklama şuydu:

Kitaplarımın basılmasından hemen sonra, sözde çok iyi astroloji bildiğini ifade eden bir yazar kitabını bastırmak için yayınevine başvuru yapıyor. Bu yazar yayımcıya benim kitabımla ilgili bir takım astrolojik kehanetlerde bulunuyor. Kitabımın daha uzun süre talep görmeyeceğini iddia ediyor. Yayımcı da buna inandığı için kitaplarımı bana iade etmeye karar veriyor. Deposunda yer yokmuş vs. gibi sudan mazeretlerle...

Kibarca "senin kitaplarını satmak istemiyorum" dedi anlayacağınız. Oysa o kitap, 7 yıldır ilk basımı hararetle aranan ve sahaflarda bulunan birkaç nüshanın bile çok yüksek fiyatla satıldığı bir kitap oldu. Ancak yayıncı etki altına alınmış ve ele geçirilmişti bir kere, yapılacak bir şey yoktu. Kendisine bu kahin yazarın kim olduğunu merak edip sordum. İsmini öğrendiğimde çok şaşırarak gördüm ki kitabımın basılmasından hoşnut olmayan ve kendi çevrelerinde kitabımın alınıp okunmasını yasak eden bir topluluktandı. O topluluk açıkça yayımcımı bana karşı provoke etmişti. Bir keresinde yayımcım kendisini birinin aradığını, kitaplarımın çoğunu satın almak istediğini haber verdi. Dedi ki: "Biri senin bu kitabından çok rahatsız olmuş belli ki. Benimle çok sayıda kitap almak için epey bir pazarlık etti. Ama bu tür çok sayıda satışlar yapmadığımızı kendisine bildirdim. Çünkü biz yayıncılar bu kadar çok sayıda alımların kitabı piyasadan kaldırmak gayesiyle yapıldığını biliriz." dedi. Sanırım yayıncım da olan bitenden rahatsız olmuştu veya belki de korkmuştu. Böylece henüz basılalı 2 ay olmadan kitaplarımın büyük bir kısmı satılmadan ve hatta dağıtımı bile yapılmadan bana geri dönmüştü ne yazık ki.

Ne vardı bu kitapta ki bu kadar rahatsız oldular diye merak edebilirsiniz. Hiç bir şey! Sadece yazmamı, insanlara ulaşmamı ve kendi görüşlerine muhalif fikirlerimi yaymamı istemediler. Anladığım kadarıyla düşüncelerimin gücünden korkuyorlardı. "Düşünceden korkulur mu?" diye sorabilirsiniz. Evet korkulur. Eğer düşüncelerinizi açıklayarak bir mevki ve şöhret elde ettiyseniz, biri çıkıp o düşüncelere muhalif düşünceler beyan ettiğinde, sizin mevkiinizi, şöhretinizi ve buna bağlı elde ettiğiniz her şeyi kökünden sarsar. O sebeple düşüncelerin gücünden korkulur.

Bu olaydan bir süre sonra, yayıncının dağıtımını bile doğru dürüst yapmadan kitaplarımı bana geri yolladığını duyan bir başka yayımcı beni aradı. Bunun yayıncı ahlakına uygun olmadığını ifade edip kitabımın dağıtımını ve satışını üstleneceğini bildirdi. Ben de kitaplardan elimde kalanı ona teslim ettim. Kalan kısmın dağıtımını ve satışını o yaptı. Zaten 1000 tane olunca çabucak tükendi.

Daha sonra bu ikinci bir yayımcı, iki kitabımı da yeniden basmak istedi. Bu defa basımın tüm ücretini benden istemiyorlardı, sadece katkı payı istiyorlardı. Bir kısmını peşin, bir kısmını da baskıdan sonra istiyorlardı. Tamam dedik, bir sözleşme yapıp kitapların baskı sürecine girildi. Editöryal çalışması, mizanpajı, kapak çalışması tamamlandı. Bir sonraki hafta baskıya girecekti. Fakat o hafta sonu yayımcı beni arayıp maddi olarak çok sıkıştığını, baskıları yapabilmek için o gün kağıt alması gerektiğini ve yazarlardan hiç kimsenin kendine yardımcı olmadığını söyledi. Aradığında sesi titriyordu, ağlamak üzereydi. Ben de üzüldüm ve katkı payının ikinci kısmını da önceden ödemeyi kabul ettim. Meğer dolandırılıyormuşum ama hüsnü niyetimin kurbanı oldum. Yayımcı paranın ikinci kısmını da alıp bir daha ortalarda görünmedi. Telefonunu dahi değiştirdi. Sonradan duyduğuma göre yayıncılık yanı sıra girdiği bir başka iş dolayısıyla iflas etmiş. Doğrusunu Allah bilir. Böylece hem param ziyan oldu, hem de kitaplar ikinci baskıya giremedi. Daha da kötüsü, bu konudaki tüm hevesim ve isteğim yok oldu.

Bu olaydan sonra anladım ki şeytani bir bilinç bu kitaplarla uğraşıyor. Fakat öte yandan bildiğim bir gerçek de şu ki şeytani bilinç dahi olsa, bu konuda izni Allah'tan alıyordu. Kişisel inancım, Allah izin vermeden hiç kimsenin herhangi bir şey yapamayacağı yönündedir.

İşte o günden beri bu konuyu çok düşündüm. Bilgi paylaşmak için verdiğim emeği, ulaştığım noktayı ve kayıplarımı.. Özellikle bilginin kitaplaşması aşamasında çok sorun çıkmıştı. "Neden Allah bu kitapların basılmasına izin vermedi ve hep bir engel çıkardı önüme?" diye hakikaten çok düşündüm. Nihayet yıllar sonra bunun nedenini anladım.

Bana engel çıkaran kişiler aslında büyük bir hayır yapmışlardı farkında bile olmadan. Çünkü o eski kitaplarımda bugün ulaştığım düzeyde bir ilim yoktu. Hatta o kitaplarda yer alan bazı klasik ilmi bilgilerin bugün tam karşısında yer alıyorum. Aslında büyük oranda revize edilmiş olarak basılacaktı. Ama yine de bugünkü görüşlerimi tam olarak yansıtan kitaplar olmayacaklardı. Belki de yazdıklarımdan dolayı daha sonraları çok pişmanlık duyacaktım. O nedenle her işte bir hayır varmış diyerek kitaplarımın baskı işini tamamen rafa kaldırdım.

Aslında, bugün geldiğim noktadaki ilmi görüşlerimi yansıtan yepyeni bir kitap yazmaya karar vermiştim. Ancak bu görüşlerimi web sayfamda veya sosyal medyada paylaşırken gördüm ki paylaştığım fikirlerim yeterince anlaşılamadı. İnsanların zihni, İslam'ın orijinali olan ayetler ve sahih hadislerin dışında pek çok ilave bilgilerle adeta esir alınmış. O sebeple ne yazsam işitilmiyor ve farkına varılmıyor. İşte bu ilk fizibiliteden olumsuz bir sonuç alınca, bırakın kitap yazmayı artık web sayfamda yazmaktan bile vazgeçtim. Çünkü çok değerli olan zamanımı boşa harcadığımı fark ettim. Ne yazık ki inananların zihinleri çok kirletilmiş, Kuran'dan ve Resulullah'ın öğrettiğinden çok uzaklaştırılmış. Müminler Allah'ın kitabına "ümmilik" (temiz zihin) vasfından çok uzak bir şekilde yaklaşıyorlar. Böylesine büyük engeli aşacak ve hakikati anlatacak kadar güçlü değilim. Üstelik ayağıma çelme takan birçok kişiyle mücadele ederek her şey daha da zorlaşıyor.

İşte tüm bu sebeplerle ne eski kitaplarımın yeni baskısını yapmaya niyetim var, ne yenisini yazmaya ve ne de web sayfamda yeni yazılar yazmaya niyetim var. Bu kararımı değiştireceğimi de sanmıyorum. Çünkü benim bu konuları anlatmak zorunda olmak gibi bir görevim ve misyonum yok. Anlatmadığımda bir kaybım da yok. "Mahrum kaldık!" diye şikayet eden de olmadığına göre, demek ki yazıp yazmamam arasında bir fark yok. Dolayısıyla ortada bir sorun da yok.

Öte yandan bir ay sonra bir kız torunum dünyaya geliyor. Daha çok küçük olduğu için onun bakımında bakıcısına eşlik edeceğim inşallah. Buna çok hevesli ve istekliyim. Kızımdan sonra torunumu yetiştirme fırsatı veren Allah'a şükürde acizim.

İşte durum bundan ibaret. Bu açıklamam ana sayfada kalırsa, bana yazıp kitaplarımı sormak zorunda kalmazsınız. Ama şunu da itiraf edeyim ki o eski kitaplarımı okumamakla kaybettiğiniz bir şey yok. Eğer hakikati öğrenmek istiyorsanız şu anda web sayfamdaki yazılarım fazlasıyla yeterlidir.

Tüm okurlarım ve takipçilerime ilgilerinden ötürü çok teşekkür ederim. Selam, saygı ve sevgiler.

8 Ocak 2017

Ayşegül Samur

© 2010 Ayşegül Samur

Site içeriğinin tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir. İzinsiz internette, basın-yayın ya da radyo ve televizyon kuruluşlarında kullanılamaz, yayımlanamaz.