Etki-Çekim Gücüyle Oluşan Çok Güçlü Sinerji Alanları

Twitter’da bendenize yazılan bir mesajı önemli bulduğum için, cevap olarak yazdıklarımı biraz daha geliştirip bir yazı hazırlayacağımı söylemiştim. Aşağıda okuyacaklarınız bu sohbet doğrultusunda şekillendi.

* * *

—Keşke herkes Allah ve Rasulullah dışında itibar ettiği -eğer varsa- şeyhi/mürşidi/üstadı/hocası/önderi ve benzerlerini de "acaba doğru bilgi mi veriyor, yoksa bir proje mi?" diye sorgulasa…

— Sorgulayamazlar! Çünkü bu tür yapılanmalara dâhil olanların farklı düşünme ve sorgulama melekeleri yavaş yavaş körelir. Bu nasıl olur?

Elektrikle çalışan makineler, bilgisayarlar veya benzeri aletler kendi etrafında bir elektro manyetik enerji alanı oluşturur değil mi? İşte tıpkı bunun gibi yaratılan her şeyin çevresinde yaratılış amacı (görev bilinci ve şuuru) doğrultusunda bir enerji alanı oluşur.

Gezegenlerin, yıldızların ve hatta biyolojik canlıların ve insanların da çevresinde böyle bir enerji alanı vardır. Bu alan, aynı zamanda bir etki ve çekim alanıdır. Özellikle çekim gücü adeta bir girdap gibi çalışır. Bazılarının enerji alanı yaratılış amacı doğrultusunda çok güçlüdür. Mesela Güneş'in etki-çekim alanı ile Venüs'ün etki-çekim alanı farklıdır. Hem kütleleri, hem işlevleri, hem de sistem içindeki görevleri farklıdır. O sebeple etki-çekim alanları da buna bağlı olarak farklı farklıdır. Etki-çekim gücü fazla olan, etki-çekim gücü az olanı etkiler ve kendine çeker. Sonra etkilediği ve çektiği kadar varlıkla kendi etki-çekim gücünü arttırır. Bu defa da topluca bir etki-çekim gücü oluşmaya başlarlar. Şimdilerde ona sinerji mi diyorlar? İşte ondan oluşur.

İnsanlarda da bireysel olarak aynı etki-çekim gücü vardır. Yaratılış amacına bağlı olan bu bileşik güç, İblis'inki gibi negatif bir güç de olabilir veya bir nebininki (peygamberinki) gibi pozitif bir güç de olabilir. Eğer enerji alanı zayıf bir kişi, bu tür güçlü bir enerji alanı ya da sinerjiyle oluşmuş daha büyük bir enerji alanıyla karşılaşırsa, o etkileşime girer ve çekimine kapılır.

Nitekim Güneş sisteminin oluşmasını bilimin izahı da böyle değil midir? Uzayda başıboş dolaşan gezegenler, Güneş yıldızına yaklaşınca onun etki-çekim alanına girmiştir. Artık daha güçlü bir etki-çekim alanına yakınlaşma oluşmadıkça gezegenlerin kendini Güneş'ten kurtarması pek mümkün değildir. Çevresindeki gezegenlerle birlikte çok daha güçlü bir çekim alanı oluşturmuştur. Hatta Güneş, örneğin dünya gezegenini çektikten sonra etkisiyle onu değiştirip dönüştürmüş ve dünyada hayatın başlamasına neden olmuştur. Ama bir kara deliğe yaklaştığınızda bir yıldızın etkisi oluşmaz, çok daha güçlü bir çekimle yok olursunuz.

İşte bu misallerdeki gibi sizler de birine yaklaşıp ilgi duyduğunuzda, sevdiğinizde, âşık olduğunuzda, inanıp tabi olduğunuzda onun yaratılış amacıyla şekillenen ruhsal enerji alanının etkisine girersiniz. Hangi amaçla yaratıldığına bağlı olarak çok güçlü bir etkileşime de girebilirsiniz. "Çekici" kelimesi rasgele söylenmemiştir, bazıları çeker zira. "Elektrik aldım veya elektrik alamadım" sözü boşa değildir. Eğer daha önce o kişiyi sevmiş, âşık olmuş bir hayran kitlesi varsa veya ona yaklaşmış ve tabi olmuş başka kişiler de varsa, etki ve çekim alanı çok daha güçlü demektir. Hayran kitlesi olan fenomen kişiler gibi…

İşte o enerji alanına girdiğiniz andan itibaren artık o kişiden (ve diğer kişilerin enerjisini de kullanarak oluşturduğu enerji alanından) kurtulmanız çok zordur. Bu sinerji alanı nasıl bir anlayışa sahipse, siz de o anlayışa düşünmeden, belki de körü körüne tabi olursunuz, başkasını işitemez ve göremez hale gelirsiniz. Yıldızlarda ve Güneş'te olduğu gibi zamanla bu çekim gücü sizin yaşam enerjinizi kendi yaşam enerjisi içine çekip değiştirip dönüştürebilir. Hatta bir kara delik gibi sizin yaratılış özelliklerinizi yok edip sizi canlı bir cesede çevirebilir. Olumlu bir enerjisi varsa, bu iyidir, Ama şeytani bir gücü varsa, zombi olursunuz.

Etkileşim içine girip çekildiğiniz kişinin ya da topluluğun bunun için özel bir çaba sarf etmesine bile gerek yoktur, zaten ilahi düzende bu sistem çalışır haldedir. Bir kere yakınlaşıp etki altına girmeye görün, artık kendinizi o etkileşim alanından kurtarmanız çok zordur. Hele de kendi anlayışına tabi ettiği başka kişilerle daha güçlü bir sinerji alanı oluşturduysa, artık sizi oradan ilahi bir mucize kurtarabilir.

Bu sırrı bilenler bunu doğru veya yanlış amaçla kullanabilirler. Hani bir misal vardır ya, bıçakla elini de kesebilirsin, ekmeği de misali. İnsanların teröre kadar varan ideolojilere vb. inançlara kapılıp senin benim gördüğüm çıplak gerçekleri görememe sebebi de budur. Uzaktan eleştirdiğiniz, size çok ters gelen bir anlayışın kıyısına veya merkezine yaklaştığınız anda eğer sizin yaşam enerjiniz onunkinden (veya o sinerjik alandan) zayıfsa, ne olduğunu anlayamadan siz de o alana çekilirsiniz. Bir de bakmışsınız o beğenmediğiniz anlayışa tabi olmuşsunuz ve en ateşli savunucusu olmuşsunuz.

Bir nebiye (peygambere) tabi olmanın ardında da bu ilahi düzene ait değişmez gerçek vardır. Nebiye inanarak, onun ve ona inanların oluşturduğu enerji alanına girersiniz. Allah bu evrensel sırrı kullanarak bizlere hidayet edip rahmeti içine alır. İmanda ve tabi olmakta ileri gittiğiniz kadar bu hidayete maruz kalıp rahmet alanına dâhil olursunuz. Şu ayetin sırrı da budur:

Şüphesiz (şüphe duyulmayacak hakikat budur ki) Allah ve melekleri nebiye salât ederler (Allah'ın rahmeti kapsamındaki hidayetini indirmek ve nebiyi Allah'ın rahmeti-cenneti içine almak için ona yönelirler). Ey iman edenler! Siz de ona (nebiye) teslimiyetle salât ve selâm edin (Allah'ın indirdiği bu rahmeti yani hidayeti alabilmek ve açtığı rahmet alanına-cennetine dâhil olabilmek için imanla nebiye yönelin, tabi olun ve ona teslimiyet gösterin). (Ahzap, 56)

Parantezler koyduğum için bir bakıma ayeti tefsir etmiş oldum. Peki, bu ayeti doğru mu anlıyorum?

Kuran’da namaz kelimesi geçmez, salât kelimesi geçer. O sebeple salât, dua ve yönelişle yakınlaşmak anlamındadır derler. Ama bu kelimeyi o şekilde meal ederlerse, Ahzap 56’yı meal etmekte zorlanırız. Bana göre salât, “bir niyet ve arzu ile bir şeye yöneliş” demektir. Salâtın bu şekilde anlamlandırılması, bu ayete de uygun düşer. “Allah ve melekleri nebiye salât eder” denilince anlarız ki “Allah ve melekleri bir niyet ve istek/arzu ile nebiye yönelmişler.” Bu amaç ve niyet ne olabilir? Elbette ki Allah'ın rahmeti kapsamındaki hidayetini eriştirmektir. Hidayet ne için gereklidir? Allah’ın rahmeti (yani cenneti) içine girmek içindir.

Allah'ın rahmet alanı diye bir şey var mı? Vardır elbette. O, cennettir. Teyit için yine ayetlere bakalım.

"Yüzleri ağaranlara gelince, (onlar) Allah'ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedî kalacaklardır." (Ali İmran, 107)

İman edip iyi işler yapanlara gelince; Rableri onları rahmeti içine koyacaktır. İşte apaçık kurtuluş budur. (Casiye, 30)

İşte Allah'ın rahmeti kapsamındaki hidayetinin indirilmesinde ve bunun devamı açsından bir din tesis edilmesinde de bu çekim gücü gerçeği kullanılmıştır. Bir sinerji alanı oluştuktan sonra düğmeye ilk basan yani merkezdeki kişi bir çaba sarf etmese de uzun süre bu enerji alanı varlığını sürdürür. Zaten bir enerji alanı harekete geçmiştir ve tabi olanlarla bu enerji alanı uzun süre çalışmaya devam eder. Nebiye güçlü şekilde iman etmek, tabi olmak, salâvat okuyarak zihni nebiye odaklamak ve bu imanı güçlü ve ayakta tutmak.. İşte bunlar, rahmet ve hidayetin devamlılığını sağlar. İman zayıflığından ötürü bu sinerji alanı zayıfladığında, rahmet kapıları da yavaş yavaş kapanır. Allah korusun! O nedenle Kuran'a, nebiye ve İslam'a iman eden ve takva ile uygulayan müminler, Müslümanlar, rahmet kapılarını da açık tutanlardır. Bu kadar önemlidir bu mesele... Fakat çok negatif de çalıştırılabilir, o sebeple dikkatli olmakta fayda var. Özellikle de sureti haktan görünenlere.

"Üzüm üzüme baka baka kararır", "Körle yatan şaşı kalkar", “İtle yatan, bitle kalkar”, "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim" vb. atasözlerinin ardında da etki/çekim alanı ve bu etkileşimin kişiyi zamanla dönüştürme realitesi vardır.

Uzun lafın kısası, bir kişiye ilgi duyarak yakınlaşan, ona hayranlık duyan, ona inanan ve onun düşünce biçimine tabi olup bir sinerji oluşturan topluluklara, yapılanmalara dahil olanlar zamanla kendi bağımsız düşüncelerinden uzaklaşır. Aklını bile kullanamaz hale gelir ama farkına varmaz. Bu halde nasıl sorgulayacaklar, sorgulayamazlar.

Allah hiç kimseyi nebiye tabi olmak dışında bu duruma sokmasın. Kurtulması imkânsıza yakındır neredeyse. Niye anlatmaktan vazgeçtim? İşte bu sebeple! İşitemezler, göremezler. Boşa yorgunluk... İşiten zaten işitti, diğerleri işitmediğini ispat etti.

— Boşa yorgunluk demeyelim... ben kurtuldum öyle bir girdaptan..

— Demek ki sandığınızın aksine tam tabi oluş ve yakınlaşma yokmuş. Eğer olsaydı, mümkün değil kurtulamazdınız. Sorgulama melekeleriniz bu iman ve tabi oluşla körelmiş olurdu. Ya da belki daha güçlü bir etki/çekim alanı kişiyi oradan kurtarabilir, bu da olabilir.

— Tabiyyun gibi mi?

— Kuran’a ve onu tebliğ eden Hz. Muhammed a.s.'a samimiyetle iman edip tam tabi olanları kasıtla "Tabiyyun" diyorsanız, evet! Çünkü Allah, rahmetinin devamlılığını ve insanlığın kurtuluşunu sağlayan dini ve hidayeti bu gibi sadıkların ve salihlerin Allah'ın nebisine (peygamberine) imanı ve tabi olmaya devam etmesiyle ayakta tutar. Bu iman gücüyle ve tabi oluşla oluşan sinerji alanı, Allah ve melekleri tarafından da desteklenmeye devam eder kanımca. Tabiyyun dediğiniz sadıklar ve salihler (ki onlar bir bakıma nebinin ardı arkası kesilmeyen dostları/ashabı gibidir) Allah ve melekleri tarafından da desteklenen çok güçlü bir sinerjiye dâhil oldukları için, bundan dolayı etki-çekim güçleri de çok güçlü olabilir.

Allah insanları kaderleri doğrultusunda karşılaştırıp etkileşim içine sokabilir. Her şey Allah'ın izniyledir. Allah hayırlı yazı yazmış olsun.

Size olan (yani bu tür bir etkileşimden-çekimden kurtulmanız), her zaman olan bir şey değil, nadirdir. Başardığınızı başarabilen yok denecek kadar azdır, ta ki Allah bunun için çok güçlü bir sebep yaratıncaya dek. Bu sebeple belki çok sarsıcı olabilir ama o sebebin ne büyük rahmet olduğunu, içine girdiğiniz girdaptan kurtulunca anlarsınız.

Bu tür yapılanmalara dâhil olanlar 3–4 ay bağlantıyı tamamen kesmiş olsa, etki-çekim zayıflar. Bu dediğim âşık olduğunu düşünenler için de geçerli. Ama bunu nasıl yapacaklar? Neredeyse imkânsıza yakındır bunu başarabilmek. Mucize gerekli!

Ayrıca, bu tür etki-çekim alanından çıkıp büsbütün saçmalayanları da görmek mümkün. Bu kişiler doğru bilgi ile desteklenmeli. Ama genelde bu da olmaz, manen büsbütün dağılırlar.

Ben devlet adamı olsaydım, bu tür toplulukların etki-çekim alanından çıkanlar veya çıkmak isteyenler için ilmi rehabilitasyon (iyileştirme) ve destek merkezleri kurardım. Yalnızlığa ve boşluğa düşeceklerini bildikleri için oralarda kalanlar da var, yanlış yolda olduklarını fark ettikleri halde. Yıllar önce yazdığım "Korkularımıza teslim olduk" adlı yazımda da bahsetmiştim. İnsanlar güdüsel davranışlar sonucu da bu tür yapılanmalara dahil olabilir. Aidiyet güdüsü gibi. Böyle bir duygu ile bu tür yapılara dahil oldu ise, şikayet de etmez halinden. Bir yere ait olmayı sever nefsi ve oradan kurtulmak için çabalamaz. Hatta onu oradan çıkarmak istediğinde sana çok kızar. Alan memnun, satan memnun. Sana ne oluyor gibisinden.

Ama isteyip de yapamayanları o etki-çekim alanından çıkarabilmek için daha güçlü etki alanları oluşturmak gerekir. Ama sırrı bile yok ki doğru amaçla kullansın. Müslümanlara Allah'ın yardımı, hidayeti gerek. Zor işler bunlar. Allah yardımcımız olsun!

Ve her zamanki gibi yine de “her şeyin doğrusunu Allah bilir” diyelim. Çünkü bizler O’nun bildirdiği veya bilmemize izin verdiğini bilebiliriz. Her şeyi bilmemiz de mümkün değildir. “Her şeyi bilen Allah'tır!”

Selam ve saygılarımla

Ayşegül Samur

 

© 2010 Ayşegül Samur

Site içeriğinin tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir. İzinsiz internette, basın-yayın ya da radyo ve televizyon kuruluşlarında kullanılamaz, yayımlanamaz.