Cahillik ve Aptallık aynı şey değildir
.

Cahillik, (konusuna göre) giderilebilir bir eksikliktir. Aptallığın ise devası yoktur.

"Her bilgi sahibinin üstünde bir başka bilen vardır." (Yusuf, 79)

Hepimiz derece derece cahiliz. Bir konuyu bilsek de diğer konuyu bilemeyebiliriz. Her şeyi bilen Allah'tır. İlim, mana açılımı demektir. Allah'ın zati manaları sonsuz olduğuna göre ilim de sonsuzdur. Bilmemiz gereken ise, kendi gerçeğimiz yani ne için yaratıldığımız ve bu doğrultuda nasıl yaşamamız gerektiği gerçeğidir. Bunu anlayan kişide oluşacak anlayış, bir insan için asgari bilinmesi gerekendir. Bunun dışında bileceği her şey kendini geliştirmek ve daha da olgunlaşmak içindir. Bu bilişin ise sonu yoktur. Neyi ne kadar bilsek de her zaman cahil olduğumuz alanlar olacaktır. O sebeple cahillik bakidir ve utanılacak bir şey değildir. Akıl sahiplerinin gidermek için çabaladığı bir ihtiyaçtır.

Cahilliğe razı olup bilgi arayışına girmeyen kişiler ancak aptallardır, yani akılca zayıf insanlardır. Akıl, bilgiye ihtiyaç duyar. Adeta bir açlık çeker. Hafıza ise, aklın erzak dolabı gibidir. Elde ettiği ve hafızaya aldığı bilgileri atıl halde bırakmaz. Mutlaka üzerinde durur, düşünür, önceki bilgileriyle sentezler ve bir değerlendirmeye tabi tutar. Değerlendirmek demek, o bilgilerle bir anlayış ve yaşam biçimi oluşturmak demektir.

Ezberlenmiş bilgiyle aklın bir ilgisi yoktur. Ezber, farklı bir kabiliyettir. Hafızası güçlü bir kişi akıllı bir kişi demek değildir. Bir kişi aslında akılsız (akılca zayıf) olduğu halde bilgi ezberleyebilir yani güçlü bir hafızaya sahip olabilir. Fakat hıfz ettiği o bilgiler arasında bağlantılar kuramaz, sentezler oluşturamaz yani "düşünme" eylemi yapamaz. Veri tuşuna basılan bir bilgisayarın hafızasındakileri sıralaması gibi sorduğun konuyla ilgili bilgileri sana verebilir. Ama bu bilgiler bilgi almak isteyeni tatmin etmez. Çünkü bağlantısızdır, birbirinden kopuktur. Her zerresi bağlantılı olan hayatın içinde bir işe de yaramaz. Çünkü yaşam içinde bir yere oturmaz, havada kalır.

Düşünce tezgahında dokunmayan yani bağlantıları kurulmayan bilgiler işe yaramaz. Öyle ya, iplikler mi işe yarar, halı-kilim mi? Renk renk ipliklerden oluşan devasa bir depon olsa da yere serecek bir halı-kilimin yoksa, o ipliklerin sana faydası ne?

Güçlü bir ezber kabiliyetine yani hafızaya sahip kişiler, akılca zayıf olduğu fark edilmeden yaşayıp ölebilir. Çoğu zaman sahip olduğu bilgilerden ötürü kendi dahi akılca zayıf olduğunu fark etmeyebilir. Verilen bilgiler arasında bağlantı kuramadığından dolayı akılca zayıf olduğu anlaşılır.

Cahillerle yaşamak kolaydır. Bilgi verilir, cahillik giderilir. Zor olanı, aptallarla bir arada yaşamaktır. Çünkü bu sorunun çaresi yoktur. Akıllı insanlar için cahiller sıkıntı oluşturmaz. Sıkıntının büyüğünü akılca zayıf olanlar oluşturur. Hatta bazı durumlarda düşünebilen akıllı insanlar için akılca zayıflar azap verici bile olabilir.

İnsanlar çoğunlukla cahillik (bilgisizlik) ile akılsızlığı (akıl zayıflığını) karıştırır. O sebeple bir vesile ile elde ettiği değerli bilgileri paylaşmak için uğraşır durur. Sonra bir gün aniden ikisinin farkını anlar ve boş yere çabaladığını görür. Öyle ki az gitmiştir, uz gitmiştir. Dere tepe düz gitmiştir. Durup arkasına baktığında görür ki aslında bir arpa boyu yol bile gitmemiştir. Bir ömür sanki boşa kürek çekmiştir. Yüzlerce, binlerce adım attığını zannederken aslında zar zor bir adım atabildiğini görür. Bunun manada karşılığı da bir avuç insandır belki. Bu sarsıcı fark edişten sonra çabalamaktan vazgeçer ve Allah'ın izin verdiği ölçüde kendini geliştirmekle yetinir.

Peygamberler akıl kabiliyetleri yönünden oldukça donanımlı ve bilgi yönüyle de Allah tarafından özel olarak desteklenen kişilerdi. Daha pek çok açıdan ilahi bir korunma ve destek görüyorlardı. Buna rağmen bilgilerini insanlarla paylaşımda çok zorlandılar. Gerçi onlardaki sıradan bir paylaşım değil, emirle paylaşım yani tebliğdi. Emir, ruh vesilesiyle alındığından, insanlara tebliğ de kolaylaşır. Sıradan insanların onların yaptığını yapabilmesi mümkün değildir. Her kişi peygamberlerin yolundan gitmeyi arzu eder. Çünkü onların Allah'ın rızasını kazandığını bilir. Fakat aynı donanımla yaratılmadığı gerçeğini de çabalarken fark eder. Emri ruhtan almayanın işi çok zordur. Bu bir tür ilahi izin gibidir. Allah, aklı olanları seçip peygambere yönlendirir. O sebeple hidayet eden Allah'tır. Allah'ın böylesi bir desteği olmasa, peygamberler dahi aciz kalırdı.

Konu dağılmadan yeniden akıl konusuna dönelim. Kur’an-ı Kerim’de 16 ayette "ulü'l-elbâb" (akıl sahipleri) ifadesi geçer. Bu yazıya 10 tanesini aktaracağım.

"Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse, (onu bilemeyen) kör gibi olur mu? (Bunu) ancak (ulul elbâb) akıl sahipleri (düşünüp) anlar." (Rad, 19)

"Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri (ulul elbâb) için elbette ibretler vardır." (Al-i İmran, 190)

"Allah, ahirette onlara şiddetli bir azap hazırlamıştır. O hâlde, ey iman etmiş olan akıl sahipleri (ulul elbâb), Allah’a karşı gelmekten sakının! Allah, size bir Zikir (Tekrarlanarak okunması için Kur’an'ı) indirdi." (Talak, 10)

"Dilediğine hikmet verir, hikmet verilene ise pek çok hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak akıl sahipleri (ulul elbâb) anlar." (Bakara, 269)

"Sana bu kitabı indiren O'dur. Bunun âyetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu âyetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih âyetlerdir. Kalblerinde kaypaklık olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyflerine göre te'vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Halbuki onun te'vilini Allah'dan başka kimse bilmez. İlimde uzman olanlar, "Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır." derler. Akıl sahiplerinden (ulul elbâb'dan) başkası da derin düşünmez." (Al-i İmran, 7)

"Gerçekten de onların kıssalarında akıl sahipleri (ulul elbâb) için bir ibret vardır. Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir." (Yusuf, 111)

"Bu, sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır ki, insanlar onun âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri (ulul elbâb) ibret alsınlar." (Sad, 29)

"Yoksa o, gece saatlerinde kalkan, secdeye kapanıp, kıyama durarak daima vazifesini yapan, ahireti hesaba katan ve Rabbinin rahmetini uman kimse gibi olur mu? De ki: "Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?" Ancak akıl sahipleri (ulul elbâb) anlar." (Zümer, 9)

"O kullarımı ki, onlar sözü dinlerler, sonra da en güzeline uyarlar. İşte onlar, Allah'ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir. İşte akıl sahibi olanlar (ulul elbâb) da onlardır." (Zümer, 18)

"Allah'ın gökten bir su indirip de onu bir yoluyla yeryüzündeki menbalara koyduğunu görmedin mi? Sonra onunla türlü renklerde bir ekin çıkarır, sonra onun olgunlaşıp sarardığını görürsün. Sonra da onu bir çöpe çevirir. Elbette bunda akıl sahipleri (ulul elbâb) için bir ihtar vardır." (Zümer, 21)

Bana göre tüm bu ayetlerden çıkan bir tek sonuç var. Cennete cahiller (bilgisizler) girebilir ama akılsızlar (aptallar) giremez. Cahillik bakidir. Her şeyi bilen sadece Allah'tır. Yukarıda "İlim mana açılımıdır" demiştik. Allah'ın zati manaları sonsuz ise, Allah'tan gayrı hiç kimse her şeyi bilemez. Her kişinin bildiği ve cahil olduğu konular vardır. Allah Kuran'da "Siz bilmezsiniz, Allah bilir" gibi bir ifade kullanıyorsa, demek ki kim olursan ol bilmediklerin de var demektir. Cahillikten tamamen kurtulmak mümkün olmadığına göre cahillik (bilgisizlik) cennete girip girmeme ölçüsü olamaz. Ama Kuran ayetlerinde akıl sahipleri ile ilgili öyle açıklamalar var ki akılca zayıfların cennete girme ihtimali çok zayıf denilebilir. Çünkü akılsız bir iman da sağlıklı olmaz. Böyle bir iman sapkın olur veya sapmaya müsait olur.  Akıl yoksa, düşünme eylemi olmaz. Düşünce tezgahından geçmeyen bilgi de kişiyi cennete taşıyacak bir iman ve şuur getirmez.

Örneğin: Allah'ı tanımayan bir kişi O'nun rızasını nasıl kazanabilir ki cennet gibi bir rahmete erebilsin? İyilik yapıyorum dersin, ama iyiliği Allah'ın yaptığını, senin sadece vesile olduğunu anlamadığın için amelin boşa gider. Bunu anlamak için ise kapsamlı düşünebilen ve Allah'ı tanıyan bir akıl gerekir. Bu yoksa, iman ediyorum der, iyilik yapıyorum, Allah'ın rızası için yaşıyorum der ama aslında şirk içinde kendini O'na ortak koşarak yaşıyordur ve bundan haberi bile yoktur. Ameli de böyle boşa gider ama bunu dahi anlayamaz. Çünkü anlaması için gereken düşünme eylemini gerçekleştiremiyordur, bunu yapacak akıl melekesine sahip değildir.

Allah'ı tanıdığını ve inandığını iddia eden birçok kişi var. Eğer gerçekten O'nu tanısalardı, imanları bu tanıma ile kuvvetlenmiş bir iman olsaydı, henüz dünyada yaşarken O'nun rahmetine erişirler ve huzur içinde bir yaşama geçmiş olurlardı. Ben buna yeryüzü cenneti derim. Irmaklar, köşkler, huriler yoktur o cennette ama huzur vardır. Zevk değil huzur cennetidir. Dünyayı değiştirme hırsı taşımayan ve dünyanın da kendisini alt üst edemediği sakin ve dengeli bir zihin huzuru.. İşte bu huzur, akıl desteği ile inşa edilmiş bir imanla gelir. Ölmeyi beklemeye gerek yok, yaşarken gelir bu huzur cenneti.. Kişi ne hal üzere ölürse, o hal üzere de dirilir.

Dolayısıyla iman denildiğinde, akıl basamağı ile erişilen bir imandan söz ediliyor demektir. Akıl olmadan bilgi de yeterli olmuyor. Bunu da ayetlerden anlıyoruz. Çünkü ayetlerde özetle diyor ki Allah, "bu sözlerimizi akıl sahipleri anlar." Aklı zayıfa ayeti (bilgiyi) iletsen de faydası yok. İşitir, görür ama anlamaz. Bakar kördür, duyan sağırdır. Etten bir kalbi vardır ama kalbî anlayışı (ruhsal anlama ve kavrama) yoktur. İnanıyorum dese dahi bu imanın bir faydası yoktur. Aklın eşlik etmediği bir imanla ya münafıklık eder ya da imanında sapkınlığa düşer. Allah'ın hidayeti dahi akılla inşa olmuş iman sahiplerinedir.

Yaşadığım hayat beni dünyadaki insanların üç sınıf olduğuna şahit etti.

1) Akıllı ama kısmen cahil (bilgisiz).

2) Kısmen bilgili (cahil değil) ama akılsız. (Bu kesimin bilgisi ezbere dayalıdır, akla değil. Dolayısıyla düşünme eylemini hakkıyla gerçekleştiremez ve bilgisiyle huzur bulamaz)

3) Hem akılsız, hem cahil. (Bu kesim sadece duygu ve nefs odaklı yaşar, ne bilgi umurundadır ne de düşünme derdi vardır. Zaten eksikliğinin farkına varacak bir aklı da yoktur.)

Farkındaysanız hem akıllı hem de bilgili olan bir sınıftan söz etmedim. Çünkü her insan bir yönden mutlaka cahildir, yaratılmışlar için cahillik bakidir. O sebeple "Alim" sıfatının hakiki sahibi Allah'tır. Hiç bir yaratılmış bu sıfatı hakkıyla taşıyamaz.

Her tür kendi türdeşleriyle anlaşır, kaynaşır. Uyuşmayan türler birbirine büyük sıkıntı olabilir. O sebeple atalarımız demiş ki "Her kuş kendi sürüsüyle uçar!" Çünkü kendi sürüsü içinde olmazsa uçamaz.

Yarım asır (elliüç yıl) yaşadım, gözlem ve deneyimlerime dayanarak karar verdim ki 1. şıktaki tür yok denecek kadar azınlıkta ve adeta altın kadar değerli. Bilgi paylaşılabilecek kesim de yalnızca bu kesimdir. Şirkin bu kadar yaygın olduğu ve fark edilmediği bir toplumda akıllı insan aramak, kilometrelerce uzanan bir kumsalda kum tanesi kadar bir pırlanta aramaya benzer. İşte azınlık olan o türden kaç tanesi bu sayfaya uğrar ve faydalı olabilirim bilemediğim için yazarak bilgi paylaşımına aylar önce son vermiştim. Yeni bir kitap yazmayı da düşünmüyorum. Çünkü uzun yıllar boyunca büyük bir emek vererek gidermeye çalıştığım şey cahillik (bilgisizlik) miydi emin değilim. Belki de asla giderilemeyecek bir dertle uğraşıyordum ve zamanımı boşa harcadım, ziyan olup gitti. Bu konuda çok ciddi şüphelerim var. Ömrümü daha bereketli yani hayırlı işlerle geçirebilirdim, ama artık çok geç! Allah beni bağışlasın. İnsanın yaşamındaki en değerli şey zamandır. Kaybedilen zaman geri gelmez.

Kulluk, Allah'ın rahmet nurunun aleme yansımasına vesile olmaktır. 99 isimle bize tanıtılan rahmet nurundan sadece ilim nuruna odaklanmam büyük hataydı. Alıcısı olan şeyi satarsan kazanç elde edersin. Aksi halde iflasın kaçınılmaz olur. Kalan ömrümü daha bereketli kılsın rabbim inşallah.

Bu sayfayı ziyaret eden değerli internet kullanıcısı! "Ben sadece bilgisizim, bilgi arıyorum" diyorsanız, önceki paylaşımlarım "Köşe Yazıları" adlı bölümde yer alıyor. Faydası olacağına inanıyorsanız ücretsiz okuyabilirsiniz. Selamlar, saygılar...

05.12.2016 - İstanbul

Ayşegül Samur

© 2010 Ayşegül Samur

Site içeriğinin tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir. İzinsiz internette, basın-yayın ya da radyo ve televizyon kuruluşlarında kullanılamaz, yayımlanamaz.