Âdem (İnsan) kimin suretinde yaratıldı?

 

1) "Allah, insanı Rahman suretinde yarattı." (Buharî, İsti'zân, 1; Müslim, Birr, 115, Cennet, 28)

2) "Allah Âdem’i kendi suretinde yarattı." (Buhari, İstizan, 1; Müslim, Bir, 115)

Bu iki hadis rivayetinin sağlık derecesi çok tartışmalıdır. Ahmed b. Hanbel, bu hadisi Müsned’inde tahrîc ettiği halde bu rivayeti reddetmiştir. Birinci şıktaki rivayet, Hz. Ömer'den, ikincisi Ebu Hüreyre'dendir. İtirazlar "kendi suretinde" kısmınadır. Çoğunluk bu ifadenin "Rahman'ın suretinde" olduğu kanısındadır ve Ömer'den nakledileni daha sağlıklı kabul ederler. Ki bana göre de Rahmani surette yaratılmış olduğu doğru bir ifadedir. Nitekim Hz. Ali'nin bir sözü de buna delil kabul edilir.

Hz. Ali hitabesinde şöyle der: "(Onlar) söyledikleri sözlerle ‘Allah Adem’i kendi sûretinde yarattı’ diyerek küfreden Ehl-i Kitâb’a benzerler."

Çünkü Tevrat'ta da bu konu şöyle geçer:

Tekvin 1:

26- Tanrı, “İnsanı kendi suretimizde, kendimize benzer yaratalım” dedi, “Denizdeki balıklara, gökteki kuşlara, evcil hayvanlara, sürüngenlere, yeryüzünün tümüne egemen olsun.”

27- Tanrı insanı kendi suretinde yarattı. Böylece insan Tanrı suretinde yaratılmış oldu. İnsanları erkek ve dişi olarak yarattı.

(Ayrıca bkz. Tekvin 5:1)

Bunlar da Tevrat'taki tahrif edilen ifadelerdir. Allah'ın Rahmet sıfatını açıklarken Rahmani ahlaktan da bahsetmiştim. O sebeple Tevrat'taki bu ifadeler de Allah'ın yüce zatını kasıtla değil, rahmet sıfatını kasıtladır kanımca. Kaldı ki ayetlerin tahrifat derecesi de bilinmiyor. Yahudilerin bu inancından etkilenmelerle "Rahmanın sureti" (yani anlamı: Rahmet nuru ile yoğrulan bir ahlakla, Rahmani ahlakla) yerine "kendi suretinde" diye rivayet edildiği ihtimali güçlüdür. Hadisi eserlerine alanlar dahi bu fikirdedir, çünkü "kendi suretinde" ifadesi Kuran ile açıkça ters düşer.

İkinci tartışma da "suret" ifadesi hakkındadır. Suret denilince ne anlaşılmalıdır?

Bu hadis rivayeti, vahdet-i vücûd düşüncesindeki "insanı Allah’ın aynı görme" anlayışına delil olarak değerle indirilmişse de ilk mutasavvıflar bu manaya itibar etmemişlerdir. Hadisteki "suret" kavramını usul ve metot anlamında yorumlamışlardır. Nitekim onlar bu hadisi "Âdem’i tasvir ettiği ve güzel yaptığı suret üzerine yarattı" şeklinde değerlendirmişlerdir.

İmam Rabbanî de rivayette geçen suret lafzı ile yüz/vech anlamının kast edilmediğine dikkat çekmiş, insanın nefsinde bulunan her şeyin, birer suret ve görüntü olduğunu, bu suretlerin gerçeğinin, aslının vücûb mertebesinde olduğunu ifade etmiştir. Bu anlayışa göre suret ile kast edilen asılları vücub mertebesinde bulunan kemâlatın insandaki ismen tezahürüdür. İnsanın halife oluşu da bu perspektiften değerlendirilmelidir. Aksi halde Allah’ı tecsim (cisimleştirmek) hatasına düşülecektir. Kuran’daki müteşabih ayetler de böyle olup ayette bildirilen şeylerin kendileri anlaşılmamalı, uygun bir şekilde yorumlanmalıdır. (İmam Rabbânî, Ahmed Serhendî, Mektûbât, trc. H. Hilmi IŞIK, İhlas Vakfı Yay,İstanbul, 2008. 495-496.)

İmam Rabbani'nin bu görüşüne katılmamak mümkün değildir. Çünkü Kuran'ın temeline, tamamına ve ruhuna uygun olan da bu görüştür. Kaldı ki ilk mutasavvıflar da aynı fikirdedir. Ne yazık ki günümüzde bu hassasiyetler gözetilmeksizin şirk kokan anlatımlar revaçtadır.

Ben de alemlerin Allah'ın rahmet sıfatının bir sonucu (zatında rahmet özelliği-sıfatı olduğundan dolayı kaçınılmaz zati bir sonuç) olduğuna inanıyorum, önceki yazılarımdan biliyorsunuz. Dolayısıyla sadece Adem değil tüm kainat Rahmani nurla yaratılmıştır. Adem de Allah'ın zatına değil, sıfatına halifedir. Rahmet sıfatına. Dolayısıyla Rahman'ın sureti ifadesi daha doğrudur.

Dip not:

Vücub’un sözlük tanımı: Kesin gereklilik. Vacib olma.

Okurlarım hatırlayacaktır, yukarıda da ifade ettiğim gibi ve önceki yazılarımda da vücub kavramını “Kaçınılmaz zati bir sonuç” manasıyla ifade etmiştim.

Ayşegül Samur

© 2010 Ayşegül Samur

Site içeriğinin tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir. İzinsiz internette, basın-yayın ya da radyo ve televizyon kuruluşlarında kullanılamaz, yayımlanamaz.