Ayşegül Samur'un Web Sayfası

www.aysegulsamur.org

 

Merhaba değerli okurlar!

Müsaadenizle kısaca kendimi tanıtmak isterim. 1964 İstanbul doğumluyum, eğitim hayatımı İstanbul'da tamamladım ve halen İstanbul'da yaşıyorum. Aslen Konyalıyım ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. İslam tasavvufuna olan ilgim, 1992 yılında başladı. Yazı hayatıma ise, 1998 yılında açtığım kişisel web sayfamdaki tasavvufi makalelerle başladım. Daha sonra tasavvuf içerikli romanlar yazarak devam ettim.

İlk romanım 2010 yılında basıldı. Büyük bir emeğe ve uzun bir sürece bağlı olarak elde ettiğim manevi bilgileri daha fazla kişiyle paylaşabilmekten başka hiç bir hedefim yoktur. Yazarlık, geçim kaynağım değildir; benim için sadece bir gönül işidir. Hayatında sadece kızı, gönlünde yalnız âlemlerin Rabbi ALLAH olan samimi bir Müslüman'ım. Bundan başka hiç bir sıfatım da yoktur. Bir şehit kızı olmamdan ötürü "Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimleri Derneği" üyeliği dışında üyesi olduğum herhangi bir parti, dernek, cemaat, tarikat  ya da herhangi bir kuruluş veya benzeri oluşum yoktur. Futbol takımı dahi tutmam. İmza günleri hariç olmak üzere okurlarımla da herhangi bir irtibatım yoktur. Yolumda yalnız yürürüm, tek Dostum ALLAH'tır. İnsanlığını, kulluğunu ve ahlakını örnek aldığım ve tâbi olduğum yegane zat, âlemlere rahmet  olduğu bildirilen Allah resulü ve nebisi Hz. Muhammed Mustafa  aleyhisselam'dır. Ve sadece O'na tabi olmak onuruna erişmeyi takdir eden Allah'a şükürde aczimi itiraf ederim.

Selam, sevgi ve saygılarımla...

A.Samur  

 

Duyuru!

 

2016

 

! Twitter adresim @SamurAysegul

! E-mail adresim samurayse@yahoo.com


Güncel

 

Nisan - 2016

"Kalp gözü" mü?

"Üçüncü göz" mü?

http://www.aysegulsamur.org/kalpgozu_ucuncugoz.htm


Vahdet-i Vücud inancı nedir ve neden karşıyım?

http://www.aysegulsamur.org/karsiyim.htm


Azmin elinden ne uçan kurtulur ne kaçan

Birkaç okurum bazen anladıklarını paylaşır benimle. Açık söyleyeyim, bu tür paylaşımları seviyorum. Çünkü beni yönlendiriyor. Neyi anladık, neyi anlamadık görebiliyorum. Büyük çoğunluk ise sessiz. Sessizlik de güzel ama dünya alem de onlardan habersiz. Anladılar mı, anlamadılar mı sadece Allah biliyor. Neyse, yardıma ihtiyaç duysalar yazarlardı herhalde.

Bugün de bir hanım okurum son yazdığım yazıdan sonraki düşüncelerini paylaşmış. Bildiğim kadarıyla kitaplarımı okuyamadı, çünkü baskısını bulamadı. Ama sadece web sayfamdan ve sosyal medyadan takip ederek, yanı sıra kendi gayreti ve azmiyle epey yol aldı. Bunu, zaman zaman benimle paylaşımlarından anlıyorum. Belki her şeyi bilmiyor (ben de bilmiyorum), daha öğrenecekleri var. Ama işin püf noktalarını kavrayıp anladığını, yaptığı yorumlardan anlıyorum. Bundan sonrası kolay artık, gerisi gelecektir inşallah!

Başlangıçta ondan tek istediğim, eski bilgilerini tamamen bırakması ve ümmi bir zihinle konuları anlamaya çalışmasıydı. Tavsiyeme kulak verdi ve çok iyi etti. Allah razı olsun.

Bugün bana yazdıklarını hoşgörüsüne sığınıp sizlerle de paylaşmak istiyorum, çünkü adım adım geldiği noktadan hakikaten hoşnudum. Demek ki çok istersek, sebat ve dua da edersek oluyormuş. Allah'ın izni ve yardımıyla konuları hızla kavrayıp anlamaya başlayabiliyormuşuz.

Canlarım, insanlar aşk deyince doğru şeyi anlamıyor. "Seviyorum, öldüm, bittim, yandım, piştim" vs. Bunlar aşk değil, edebiyattır. Aşk; azimdir, gayrettir, sebat etmektir, dua ve niyaz ile Allah'a yönelmektir. Başarısızlıklar üst üste gelse de, çıktığımız merdivenden defalarca düşsek de, önümüze her ne engel çıkarsa çıksın vazgeçmemektir. Delice bir çabayla ilme sarılmak ve sevdiğimizi (Allah'ı) anlamaya çalışmaktır. Bu varsa, aşk vardır. Yoksa, sadece edebiyat vardır. İşte bazı okurlarımda saf ve tertemiz bir aşk görüyorum. Allah o aşklarını hedefine ve kemaline erdirsin.

Aslında alemlerin ve insanın ne amaçla yaratıldığını anlayan, işin sırrına vakıf olmuş, püf noktasını anlamıştır. Böylece Kuran'a nasıl bakmamız gerektiğini anlarız ve her şeyin onda açıkça izah edildiğini de görebiliriz. Bütün mesele yaratmanın hikmetini gözeterek, Kuran'a doğru açıdan bakmayı başarmaktır. O, açık ve net yani muhkem ayetleriyle dahi çok derin bir anlama sahiptir. Eğer meselenin özünü ve özetini anlayabilirseniz, zorlanmaksızın okursunuz ve anlarsınız. Hiç bir yorum yapmanıza gerek kalmaksızın ayetler zihninizde yerli yerine oturmaya başlar. Böylece hiç kimseye ihtiyaç duymadan gerektiğinde ona başvurabilirsiniz. Hatta bunun da ötesinde çocuklarınıza, yakınlarınıza ve dostlarınıza da yardım edebilirsiniz.

Her şeyi bilen sadece Allah'tır. Hiç kimse her şeyi bilemez. Kuran'ı veya dinimizi kusursuz anlayan da yoktur herhalde. Öyle bir kabiliyet ve bilgi, ancak o dini açıklayan nebiye verilmiştir. Bizler ise, nasibimizdeki kadar anlarız ve Allah'ın yardımıyla yaşamaya çalışırız. Umarız ki hidayeti, rahmeti ve yardımı devamlı olsun. Çokça tevbe edin ve hatalarınızın diyeti olarak da sık sık sadaka verin. Bu sizi her açıdan (akıl, ilim, iman, yaşam, imtihan, teslimiyet ve gayret) rahatlatacak ve önünüzü açacaktır. Günahlarımız, ayağımızdaki bağdır. İki pabucumuzun bağcıklarını birbirine bağlar ve bizi yürütmez, sıkıntı verir ve nihayet düşürür. Onlardan kurtulmaya ve tekrar etmemeye çalışın. O zaman hızla yol almaya başlarsınız inşallah.

Şimdi okurumun bana yazdıklarını paylaşıyorum. Ne güzel idrakler oluşmuş, ne çabuk kavradı bazı şeyleri... Maşallah! Daha da iyi anlar ve yaşar inşallah!

http://www.aysegulsamur.org/paylasim.htm


Kadın ve Erkek Arasındaki Çekim

Kadın ve erkeğin birbirine duyduğu ilgi ile ilgili genelde pek konuşmam. Ama bugün biraz bu konuya girmek istiyorum. Madem ki insanız ve bu ilgi de kaçınılmazsa, irdelemeye ve açıklanmaya muhtaçtır. (devamı için aşağıdaki linke bakın) -->

http://www.aysegulsamur.org/kadinveerkek.htm


Yepyeni bir mücadele... Bir devrim!

Bir arkadaşının evinde gördüğü kitabımı okuduktan sonra benimle çeşitli düşüncelerini paylaşan bir okurumdan (Ebru hanım) aldığım e-mailden sonra yazmak ihtiyacı duydum. Çok ilginç olaylar oluyor hayatımda, bunu sizlerle paylaşmak zorundayım artık. Çünkü asla sıradan olaylar yaşamıyorum, hikmeti var.

Bildiğiniz gibi Sessiz Sözler'in ikinci basımına, Aynım'ın da ilk basımına girmek üzereyken, mizanpajları bile tamamlanmışken yayımcım iflas etmiş ve kitaplar basıma girememişti. Fakat nasıl olup da tam baskıya girmeden önce böyle bir şey yaşandı anlayamamıştım. Adam iflas etmişti ve bu iflas da benim kitabıma denk gelmişti. İlginçti ve tuhaftı, ama tesadüf değildi! Mutlaka bir hikmeti vardı. O sebeple yeni bir teşebbüste bulunmadım. Durumun iç yüzünü anlamaya çalıştım. Çünkü işin içinde Allah'ın eli olmayan hiç bir iş bilmiyorum ben. "Allah bana ne demek istiyor?" diye düşünüp duruyordum. Daha da garibi ise, okurların ısrarı ile kitapları elektronik kitap olarak yayımlamak istediğimde oldu. Kapak grafiklerini ve mizanpajını yapan kişilerden yardım istedim. Zaten bitmişti işleri, küçük bir ilave ücretle elektronik kitaba uygun formata dönüştüreceklerdi. Lakin ikisi birden anlam veremediğim bir şekilde işi savsaklamaya başladı. Oysa benden ücretlerini zamanında almışlardı ve şimdi istediğim iş için belki bir saat bile harcamayacaklar ama dolgun bir ilave ücret alacaklardı. Fakat çok basit bir iş için hepsinde bir gönülsüzlük oluştu. Bu da mantıksız bir durumdu, iyice şüphelenmeye başladım. Epey düşündüm üzerinde, "neler oluyor?" diye...

En son gelen okur e-mailinden sonra birden anladım olan bitenin sırrını... Allah Ebru hanımdan razı olsun. Bana öyle bir karanlığı aydınlatan nur oldu ki asla ne yaptığını anlayamaz. Rabbim onu vesile kıldı ve nihayet yolumu gösterdi.

Basılması ya da sayfada yayınlanmasına sürekli engel çıkan o kitaplarda tasavvuf var. Ama ben artık tasavvufun hak bir ilim olduğunu düşünmüyorum. Allah bana çoğu kimseye nasip etmediği bir ilim verdi. O ilim o eski kitaplarda "hakkıyla" yok. O ilim sayfamdaki yazılarda, Sessiz Sözler ilave bölümünde ve Rahman Risalesi'nde mevcut... O nedenle o kitapların basılmasını veya yayımlanmasını istemedi Allah. Çünkü basılan kitabı geri döndüremezsiniz. Allah benden, bana verdiği ilmi anlatmamı istiyor, bugün kabul gören tasavvufu değil. Tasavvufun hak bir ilim olmadığını çok iyi biliyorum artık. O sebeple, eğer Kuran'da derin bir ilim varsa, o ilim bu sayfada var ve o tasavvuf değil.

Neden tasavvuf hak bir ilim değildir?

Bugüne kadar tasavvuftan ve vahdet meselesinden bahseden hiç kimse şu muammayı açıklayamadı:

İhlas suresindeki "Teklik" mutlak hakikatse, her şey o teke bağlı ise, ondan bağımsız bir "Sünnetullah" (yaratma kanunları) izah edilemez. Bunu da sonsuz esma gerçeğine bağlamaya çalıştılar, ama bu da olmadı. Çünkü bu defa da Kuran'ın önerdiği Rahmani ahlakı izah edemediler. Çünkü Rahmani ahlakta 99 esma vardı, lakin Allah zatının esması sonsuzdu. Mesela Mudill diye bir esması vardı ki bu esma şeytanın öz gerçeği idi. Bu esmaya dayalı ahlak da Rahmani ahlaktan değildi. Hal böyle olunca, zatın sonsuz esması merkezli açıklamalar havada kaldı, mantıklı bir zemine oturmadı. Öte yandan teklik konusu ele alınınca yaratılan her şey bitiyordu. İyi-kötü, melek-şeytan, cennet-cehennem vs.. Ama bunlar bitince de Rahmani ahlak (Kuran'ın farzları) anlamsızlaşıyordu. Velhasıl kelam, tam bir deli saçmasına döndü tasavvufi açıklamalar. Düşünce ile fiil senkronizasyonunu sağlayamadılar. Fiil, düşünceyle başlar. Güney'i düşünerek Kuzey'e gidilmez, mantığa aykırıdır. Adına marifet dediler ve böyle servis ettiler. Ama o da olmadı, çünkü hayatın içinden kopamıyorlardı ve yol gösterdikleri de bu çelişkileri görüyordu. Böylece zihinler bulandı, kafalar karıştı. Tasavvufun içinde olup inandığı gerçekleri çelişkisiz bir anlayışla yaşamına uygulayan bir kişi bile yoktur. Bunu ispata hazırım, ama hiç kimse bana gelemez zaten. Gelebilecek kişinin bu çelişkilere verecek bir cevabı da olmalıdır. Zaten sorun da tam burada, cevapları yok.

İşte okurum Ebru hanımın e-mailinde de bu çelişkilerden muzdarip bir kişinin serzenişi vardı zaten...

Her neyse... Bu muammayı Kuran'dan kopmaksızın sistematik şekilde açıklayan ilk ve tek kişiyim. Tabii değerli arkadaşım Şakir Yıldız'ın yardımlarını da itiraf etmeliyim. Bu ilim şu anda sayfamda var, ama kitaplarımda bu derinlikte ve açıklıkta yok. Sessiz Sözler'i yazdığımda bu ilim bana bu kadar derinlemesine açılmamıştı. Aynım'da dahi bu derece oturmamıştı. Şimdi ise ne anlattığımın farkındayım, eminim ve tamamen oturmuş bir ilme sahibim, şükürde acizim. Kuran ile teyidi de sağlayabiliyorum. Hayatın içinde delilleri de ayan beyan artık benim için.

İşte bu nedenle Allah o kitapların basımına müsaade etmedi, hep yoluma bir engel çıkardı. Kuran ile birebir örtüşen bu yeni anlayışa dair bir kitap yazacak olsam, hiç şüpheniz olmasın ki çok kısa sürede o kitap baskıya girip yayınlanır. Bundan en ufak bir şüphem bile yok artık. Örneğin, bu yeni ilimden bahseden Sessiz Sözler'in ilave bölümüne hiç bir engel çıkmadı, jet hızıyla bir gecede yayına giriverdi. Her işi kolay oldu.

Demek ki derin bir hikmeti vardı bu olanların ki onu anladım artık. O sebeple eski kitaplarımı bırakın. Kafamı toplamam için bana müsaade edin. Ne kadar sürer bilmiyorum, ama elbette her şey yoluna girecektir. Neyi nasıl yapacağımı görebilmek için toz dumanın dağılmasını beklemeliyim. Şimdilik sayfamdaki bu konuyla ilgili yazdığım yazıları okuyun veya okutun. Sizler meseleyi az çok anladınız, anlamayanlara bu gerçekleri anlatmaya çalışın.

Bundan böyle "asla" tasavvufa hizmet etmeyeceğim, bilakis karşısında yer alacağım. İlimse, işte ilim! Eğer halka bir ilim anlatırsam, artık sadece Allah'ın bana bir lütuf olarak öğrettiği bu Rahmani/Kurani ilmi anlatırım. Ancak ve ancak bu ilme hizmet ederim. Allah da böyle takdir ettiği için benim yolumu ona göre şekillendiriyor, bunu açıkça görüyorum artık. O sebeple o kitapların basılmadığı çok iyi oldu. Hatta önüme çıkan engeller adeta bir mucizeydi! Allah'ın beni nasıl yepyeni bir mücadeleye hazırladığını gördüm. O mücadeleyi verebilmem için piyasada bu tür kitaplarımın olmaması gerekirdi. Çok şükür ki Allah engelledi. Gerçekten bir mucize oldu ve beni durdurdu Allah!

Artık önümü görüyorum, ne yapmam gerektiğini biliyorum. Ama öncesinde ciddi bir hazırlık yapmam gerekiyor; hem manen, hem zihinsel olarak. Öncelikle tasavvufun kökenine dair çok sağlam kaynaklar edindim, onları okuyacağım. Daha önce bazı kaynaklar okumuştum ve size de aktarmıştım. Tasavvufun kökeni bir koldan İran ve Asya, diğer koldan Yunan felsefesi ve Kabala ezoterizmi demiştim. Bunları yazdığımda hiç kimse oralı olmamıştı ama meğer okuduğum kaynaklar doğru söylüyormuş. Şu anda daha sağlam kaynaklardan da açık teyit almaya çalışıyorum. Tüm bu hazırlıklarım tamam olup kendimi yeterli gördüğümde yeniden çalışmalara başlayabilirim.

Kemikleşmiş, kabul görmüş bir meseleyle mücadele etmek ve devrim yapmak kolay değildir. Hiç kimse ilmen ele geçirdiği otoriteyi bırakmaya yanaşmayacak elbette. Hatta Vahabilikle veya Selefilikle de suçlamaya çalışacaklar çıkacaktır. Fakat sayfamda ortaya koyduğum ilim buna izin vermez. Ne Vahhabilikte, ne de Selefilikte böyle bir ilmi sentez yok, benimki başka! Zaten bu defa onlarla uğraşacağımı sanmıyorum, başka mucizeler olacak gibime geliyor. Bekleyelim bakalım neler olacak...

Muhiddini Arabi'nin anlayışının nasıl şekillendiğiyle ilgili kaynak vermiştim, okumuştunuz veya seyretmiştiniz. Bunlar tarihçi akademisyenlerdir, sıradan kişiler değil... Şimdi de sizlere youtube'dan eski Nakşibendi şeyhi Ferit Aydın'ı bulup seyretmenizi öneriyorum. Yayınlanmış tüm videolarını seyredin. O da tasavvufun hak bir ilim olmadığı konusunda bir mücadele veriyor. Onun tavsiye ettiği bazı kaynaklar bende var, sizler de alıp okuyabilirsiniz. Gerçi baskısı bitmiş kitaplar, ben de sahaflarda zar zor buldum. Sizler de sahaflara bakın, okumak istiyorsanız.

Allah Müslümanların yardımcısı olsun. Bu tasavvuf denen melanetten kurtarsın cümlesini... Selamlar, saygılar...

14 Nisan 2016

Ayşegül Samur


Düşünsel Paylaşımlar

 

2002 - 2016

2016 yılının Ocak ve Mart ayları arasında yazdığım son yazılar

http://www.aysegulsamur.org/son_yazilar.htm

2002-2015 yılları arasında yazdıklarımdan seçtiklerim

http://www.aysegulsamur.org/yazilar.htm


Sessiz Sözler okurlarına bir sürpriz!

Sessiz Sözler adlı kitabımı okuyanlara bir sürpriz hazırladım ve ilave olarak yazdığım 41. bölümü pdf. formatında yayımlıyorum. Kitabın tamamını değil, sadece ilave olarak yazdığım kısmı yayımlıyorum.

Bu ilave bölümü yazma sebebim, bazı okurlarımdan "2. bölüm olarak bir kitap daha yazamaz mısınız? Sonra ne oldu diye merak ediyoruz" şeklinde talepler gelmesiydi.

Kitabın 2. baskısını yapmaktan vazgeçtiğim için, hazırladığımız yeni kapağı yayımlamakta da bir mahsur görmüyorum. Kapakta kullanılan resmin ve sayfa iç dizgisinde kullanılan vektörlerin lisansı alınmıştır, her hakkı saklıdır. Kapak tasarımını grafiker Sn. Özlem Kılıç hanım hazırladı.

Söz konusu ilave 41. bölümü okumak için kitap kapağı üzerine tıklayıp açabilirsiniz.

Keyifli okumalar dilerim.

Ayşegül Samur

© Ocak 2016 / Kitap kapağı tasarımı dahil kitabın tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir.


İkinci Romanım

 

Ekim 2012 - Mayıs 2013

Merhaba değerli okurlar!

AYN'IM isimli ikinci romanımı, 2012-2013'te e-kitap formatında ve onbeş günde bir bölüm olmak üzere dizi şeklinde yayımladık. Sonrasında yaklaşık bir yıl süresince kitabın tamamını ücretsiz elektronik roman olarak sayfada yayınlamaya devam ettim. Kitap olarak basıma gireceği için artık sayfada yayınlanmayacaktır, bilginize...

İnternette e-kitap olarak yayımlanma Tarihi: Kasım 2012 - Mayıs 2013
Editör: Güliz Bayrakçı
© Telif hakkı: Romanın tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir.

Romanın Konusu:

Biri Fransa'da, biri de Türkiye'de iki bebek dünyaya gelir. Bu çocuklardan biri Rahmani bir topluluğun gözetiminde, diğeri de şeytani bir topluluğun gözetiminde büyür ve farklı eğitim süreçlerinden geçerler. Çocukların dünyaya gelmesine vesile olan ebeveynlerin ve yetiştiren kişilerin beklentileri ile çocukları yaratan Allah'ın takdiri aynı mıdır? Bu çocuklar büyüyüp günün birinde karşılaşacaklar mıdır?

Okuyacağınız romanda; gizem, duygusallık, gerilim ve aksiyonla harmanlanmış ilginç bir hikaye içinde, İslam tasavvufu ile yeryüzündeki kadim ezoterik öğretilerin mukayesesi yapılarak, İslam'ın üstünlüğü gözler önüne serilmiştir.

AYN'IM, tür olarak yarı fantastik bir romandır. Romanda her ne kadar tanıdığınız şehirler ve aşina olduğunuz mekanlardan söz ediliyor olsa da kitap sizi adeta paralel bir evrendeki farklı bir dünyaya götürüyor ve bazı tasavvufi ve ezoterik bilgileri bu yarı fantastik dünyada veriyor. Tıpkı rüya içinde rüya görmek ya da hayal içinde bir başka hayale dalmak gibi...

Okuduğunuz hikayenin konusu tamamıyla kurgudur. Bilgi dağarcığınıza ve hayal dünyanıza gökkuşağı renkleri katabilmesi umuduyla...

 

 

İlk Romanım

 

Haziran 2010

 

İlk Baskı Haziran 2010

© Telif hakkı: Romanın tüm hakları, yazarı Ayşegül Samur'a aittir.

"Sessiz Sözler" isimli romanımın imza günü etkinliği

(28 AĞUSTOS 2010 tarihinde ÜSKÜDAR - BAĞLARBAŞI KÜLTÜR MERKEZİ)

http://www.aysegulsamur.org/imzagunu.htm

Romanın Konusu:

21. yüzyılın insanı bilim ve teknolojide benzeri görülmemiş bir ilerleme kaydetmiştir. Artık maddi açıdan arzu ettiği her şeye sahiptir. Fakat ne yazık ki sahip oldukları ona huzur ve mutluluk getirmemiştir. Çünkü tüm bu göz alıcı gelişmeler her geçen gün daha çok dışa yönelmesine ve gün geçtikçe öz gerçeğinden, iç âleminden ve maneviyatından daha çok uzaklaşmasına neden olmuştur. Oysa insan için özüne ve iç âlemine yönelip kendini tanımak, yaratılış programından kaynaklanan değişmez bir gerekliliktir. Ebedî huzuru ve mutluluğu da bu yönelişi ve tanımayı ne kadar gerçekleştirdiğine bağlıdır; maddi gelişimine değil. İnsanın maddi varlığı ve dünya yaşamı gelip geçicidir. Gelip geçici olan ise, manevi varlığı ile ebedî ve ölümsüz olana huzur ve mutluluk veremez.

Bu roman, dış dünyaya yönelerek bir çıkış yolu arayan mutsuz bir kadının, huzur ve mutluluğu ancak iç âlemine ve özüne yönelerek bulabilme sürecini anlatan bir hayat hikayesidir. Kitapta gösterilen hedef, doğaüstü ve mucizevî bir nokta değildir; her şey olağan seyrindeyken, tüm acıların ve ıstırabın bittiği ruhsal dinginlik noktasıdır, yani huzurdur. Bu nokta hiç kimse için uzak değildir. Belki küçük bir yönelim farkı ve bir bakış açısı değişikliğinde gizlidir, kim bilir? Bunu öğrenmek için romanı okumak gerekir.

 


Konuk Yazar

 

Kasım 2014

 

Değerli Dostum Şakir Yıldız'ın çok kıymetli eseri Rahman Risalesi'nin ikinci ve son bölümü aşağıdaki adreste PDF formatında olarak verilmiştir. Hemen açıp okuyabilirsiniz. Allah anlamamızı kolaylaştırsın! AS.

Rahman Risalesi 2. Bölüm

http://www.aysegulsamur.org/rahman_risalesi2.pdf

Rahman Risalesi 1. Bölüm

http://www.aysegulsamur.org/rahman_risalesi1.pdf


© 2010 Ayşegül Samur

Site içeriğinin tüm hakları yazar Ayşegül Samur'a aittir. İzinsiz internette, basın-yayın ya da radyo ve televizyon kuruluşlarında kullanılamaz, yayımlanamaz.

 

.